Bir çocuğun dünyaya geldiğinde ilk ihtiyacı bilgi değildir; güvendir. John Bowlby’nin bağlanma kuramına göre bebek, kendisini koruyacak ve ihtiyaçlarına tutarlı biçimde karşılık verecek bir bakım verenle güven ilişkisi kurabildiğinde dünyayı keşfetmeye başlayabilir (Bowlby, 1988). Başka bir deyişle güven, yalnızca ilişkileri kolaylaştıran bir duygu değil; gelişimimizin temel yapı taşlarından biridir.
İşten çıkarılmak çoğu zaman yalnızca bir iş sözleşmesinin sona ermesi değildir. Bazen bir rutinin, bazen yıllardır emek verilen bir ekibin, bazen de kişinin kendini ait hissettiği bir ortamın kaybıdır. Bu nedenle işten çıkarılmanın ardından yalnızca ekonomik değil, duygusal bir süreç de başlayabilir. Öfke, hayal kırıklığı, utanç, belirsizlik ya da yoğun bir kaygı hissedilebilir. Bunların her…
İletişim dili, yalnızca kelimelerden ibaret değildir. Kullandığımız dil, düşünme biçimimizin yansımasıdır. Bu noktada en sık karşılaşılan iki ifade biçimi vardır: sen dili ve ben dili.
İş yaşamında farklı kuşakların bir arada çalışması giderek daha görünür bir konu hâline gelmiştir. Aynı kurum içinde X, Y ve Z kuşaklarına mensup çalışanların yer alması; beklentiler, çalışma biçimleri ve motivasyon kaynakları açısından belirli farklılıkları da beraberinde getirebilmektedir. Bu farklılıklar çoğu zaman “uyum sorunu” başlığı altında ele alınsa da kuşak araştırmaları bunun daha çok bağlamsal…
Performans baskısı, modern iş yaşamının kaçınılmaz unsurlarından biridir. Ancak performansın sürekli artması gerektiği algısı, çalışanları sürdürülemez bir döngünün içine sokabilir. “Daha iyi olmak” ile “daha fazla yapmak” arasındaki ayrım silikleştiğinde, performans baskısı gelişimden çok tükenmişlik üretir.
Kurumsal hayatta iletişim çoğu zaman “doğru kelimeleri seçmek” olarak ele alınır. Halbuki iletişim yalnızca söylenenlerden değil; nasıl söylendiğinden, hangi bağlamda söylendiğinden ve hangi ilişki zemini içinde kurulduğundan oluşur (Watzlawick, Beavin & Jackson, 1967). Bu nedenle etkin ve etkili iletişim, teknik bir beceriden çok; kurumun kültürü, rollerin netliği ve bireylerin sınırlarıyla doğrudan ilişkilidir.
Kurumsal hayatta tükenmişliğin en sık gözden kaçan nedenlerinden biri, rol, sorumluluk ve beklenti kavramlarının birbirine karışması olarak bilinmektedir. Çoğu çalışan “çok çalıştığını” değil, ne için çalıştığını bilmediğini ifade eder. Bu belirsizlik hali, zamanla psikolojik yükü artırır.
Psikolojik dayanıklılık, çoğu zaman yanlış biçimde “zorlanmamak” ya da “her şeye katlanabilmek” olarak tanımlanır. Oysa psikoloji literatüründe dayanıklılık; zorlayıcı yaşam ve iş koşulları karşısında esnek kalabilme, toparlanabilme ve işlevselliği sürdürebilme becerisi olarak ele alınır. Kurumsal hayatta dayanıklılık, tükenmişliği önleyen en önemli psikolojik kaynaklardan biridir.
Stres, kurumsal hayatta çoğu zaman “yenilmesi gereken bir düşman” olarak ele alınır. Oysa psikoloji literatürü, stresin tamamen ortadan kaldırılmasının mümkün olmadığını; asıl belirleyici olanın stresle kurulan ilişki olduğunu göstermektedir.
Kurumsal hayatta iletişim sorunları çoğu zaman ne söylendiğinden çok, nasıl söylendiğiyle ilgilidir. Aynı içerik; farklı bir dil kullanımıyla ya çatışma yaratır ya da iş birliğini güçlendirir.